22 Mayıs 2016 Pazar

Yves Rocher Hydra Végéral Yüz Yıkama Jeli

Herkese merhaba,
En son yapmış olduğum Yves Rocher alışverişimde hediye olarak verilen yüz yıkama jelinden bahsedeceğim sizlere.
Hydra Vegetal in okuduğum kadarı ile özelliği cildi kurutmuyor ve nem dengesi sağlıyor. Ben bu ürün hakkında çok fazla bir şey anlatmayacağım. Çünkü bana göre sıradan bir ürün.
İlk kullanmaya başladığımda cildime krem sürüyormuşum hissi verdi çünkü ürün alışılagelmiş temizleyiciler gibi köpüren bir yapıya sahip değil. Dolayısıyla alışana kadar cildimi yeterince temizliyormuş hissine kapılmadım. Ancak ürüne alıştığımda ise cildimde bir ferahlama hissi oluşmaya başladı. Benim cildim karma. Bu ürünün cildimi yağlandırabileceğinden korkmuştum fakat yağlanma yapmadı, cildimi diğer kullandığım ürünler gibi kurutmadı da. Fakat ben her temizleme sonrasında gündüz ya da gece kremimi sürmeye özen gösterdim.



İçerik okuyanlar ve anlayanlar için; 
Tam emin olamamakla birlikte sanırım içeriği çokta kötü olmasa gerek. 


Ürün 125 ml. Çok akışkan bir yapısı var. Bereketli bir ürün değil. Çabuk tükene cinsten.


Kısacası ben bu üründen hiç bir şey anlamadım. Bana çok sıradan geldi. Satın alacağım bir ürün değil. Ancak cildi çok kuru olanlar için belki bir alternatif olabilir.



Sevgiler xx

25 Nisan 2016 Pazartesi

Hint Film Önerisi - PK

Herkese merhaba,
Ben son bir kaç yıldır özellikle Hint filmlerini izlemekten çok keyif alıyorum. Bugün de çok severek ve defalarca izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Öyle ki eşimi de alıştırdım. Bizim evde sık sık hint fimlerinin şarkıları dinlenir oldu.

PK filmi bana göre Amir Khan'ın şimdiye kadar izlediğim filmlerinin en iyilerinden bir tanesi. Hem oyunculuk, hem içeriği, hem filmde işlenen komedi öğeleri ele alındığında, film aldığı yüksek imdb puanını fazlasıyla hak ediyor bence.

Konusuna gelince, PK'miz yani Amir Khan farklı bir gezegende yaşıyor ve dünyaya incelemelerde bulunmak için geliyor ancak uzay gemisini çağırmasına yardımcı olacak madalyonunu çaldırıyor. Hikayesi de bundan sonra başlıyor.  Gezegenine dönebilmesi için madalyonunu bulmak zorunda fakat herkes ona "ancak Tanrı bilir." dedikçe kendisi de Tanrıyı aramaya başlıyor. 


Film içeriğinde çok fazla komedi öğesi barındırıyor. Biz hala eşimle filmi her izlediğimizde çok gülüyoruz. Yeri geliyor duygulanıyoruz da. Sanırım filmi şimdiye kadar 7 sefer izledik ve daha da izleriz. 

Filmin ana fikri çok anlamlı. Bir çoğumuzun bildiği gibi Hindistan çok fazla din çeşitliliğine sahip bir ülke ve buna bağlı olarak da insanların manevi duyguları ile oynayan, işi ticarete döken çok fazla tarikat var. Film de ise buna vurgu yapılıyor ve kısacası bizi yaratana inanmamız gerektiği mesajını veriyor.


 Filmde din konusu eğlenceli bir şekilde çok güzel ele alınmış.

İzlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. Ancak izleyebiliyorsanız alt yazılı olarak izleyin!

Ve bu şarkıda evimizde sıkça çaldığımız, bizi her seferinde güldüren, eğlendiren bir şarkı. Şarkıya eşlik etmeye ve yetişmeye çalışırken de oldukça eğleniyoruz :) Eşim, dans eden arka plandaki kişilere özellikle çok gülüyor :) 

                                          https://www.youtube.com/watch?v=nd4wsdUMorY

24 Nisan 2016 Pazar

Nerede o eski Bloggerlar / Bloglar ?


Blogumu ilk açtığımda üniversiteden yeni mezun olmuştum. Sene 2011 di. Mezun olmadan kısa süre önce blog alemini keşfetmiştim. O dönem kozmetik ile pek aram da yoktu. Sadece ihtiyacım kadar makyaj malzemem ( hepsi küçük bir makyaj çantasına sığıyordu ) ve bir kaç adet ojem vardı. Blogları okuyup incelemeye başladıkça kozmetiğe olan ilgim de artmaya başladı. Önce renk renk oje almaya başladım ta ki onları koyacak yer bulamayana kadar ve sonrada makyaj malzemeleri.. 
Mezun olduktan sonra ise, iş arama stresi ve sürekli evde oturuyor olmak, iş bulamamak beni depresyona sürüklemeye başlamıştı. Bu sıkıntılarla baş etmenin bir yolu olarak ben de blog açtım. Adını ise beni en iyi tanımladığını düşündüğüm Uzun İnce Kıvırcık koydum. Daha üniversite 1. sınıftayken fakültede hiç tanımadığım kızlardan biri ( sınıf arkadaşımın yurttan arkadaşıymış ) arkadaşıma gidip " fakültede uzun ince kıvırcık bir kız var. Tanıyor musun? " diye sormuş. Bunu duyunca çok komiğime gitmişti ama düşününce beni en iyi bu kelimeler anlattığı için blog adımı Uzun İnce Kıvırcık olarak kullanıyorum 2011 den beri. 
Blogumu ilk açtığımda yeni yeni yazılar yazıp yayınladıkça çok heyecanlanırdım ve sürekli takipçi sayımın artmasını merakla beklerdim hatta öyle ki rüyalarıma bile girerdi. Aniden takipçi sayımın arttığını görürdüm rüyalarımda ancak sabah kalkıp bloguma baktığımda pek bir fark göremezdim :(
O dönem çok fazla bloga yazılar yazılırdı. Her gün incelerdim diğer bloggerların yazılarını. Ürün tanıtımlarının yanı sıra hayatını anlatan, blogunu günlüğe dönüştürmüş kişilerin yazılarını da keyifle okurdum. Hatta öyle ki blog sayesinde çok güzel arkadaşlıklar da edindim. Bunlardan bir tanesi de Ozininmakyajböcesi. Blog olmasaydı kendisini nasıl tanırdım. Keyifliydi blogger olmak. Yaptığımız her alışverişi, kullandığımız her ürünü paylaşmak ve fikir alışverişlerinde bulunmak, yayınladığımız her yazıdan sonra sık sık yorum geldi mi diye bakmak... 
Sonra instagram piyasaya çıktı. Ben uzun bir süre instagramdan uzak durdum. Nedense instagrama üye olursam her bir şeyi paylaşmaktan kendimi alamayacağım diye korkuyordum ( nitekim öyle olmadı ) İnstagrama üye olmam da Özinin Makyaj Böcesi'nin birazcık ısrarı ile oldu :) Kısa sürede instagramdan daha çok keyif almaya başladım. Çünkü kullanımı kolaydı. Bir fotoğraf ve bir bir açıklama yeterliydi. O dönemde kameramın da bozulmuş olması ve cep telefonu kameramın da yeterince tatmin edici olmamasından dolayı 1 senelik bir ara verdim bloga. Sonra evlendim ve şehir değiştirdim. Hal böyle olunca, üstelik işsizken yine bir şeyler yazmaya, içimi dökmeye ve paylaşmaya ihtiyacım vardı. Ancak geri döndüğümde baktım ki blog yazan fazla kimse kalmamış. Eskiden takip ettiğim bloglardan günlük en az 20 yazı yayınlanıyorken şimdi ise 3ü, 5i geçmiyor :( okuma sayıları düşmüş, yorum zaten neredeyse yok. Sanki bir boşluğa yazıyorum gibi hissediyorum. Blogların, bloggerların eski halini özlemeye başladım. Sosyal medya platformları arttıkça bloglar bir köşeye mi itiliyor sanki.

Eski yazıları, paylaşımları özlüyorum. Blogger ların o daha samimi olduğu zamanları özlüyorum. 
Ama buna rağmen her fırsatta da yazmaya devam edeceğim.



Sevgiler xx

22 Nisan 2016 Cuma

Coppertone 50+ Güneş Kremi

Herkese merhaba,
Havalar ısınmışken ( en azından Ege'de ) ve güneş yüzünü göstermişken 1 yıldır kullanmakta olduğum güneş kreminden bahsetmek istedim bugün sizlere. Geçen sene cildimde kılcal damar çatlamalarının başladığına güzellik uzmanı bir tanıdığım dikkat çekti. Çatlamaların ilerlememesi için bana aşırı sıcak ve soğuktan, ani sıcak soğuk geçişlerinden cildimi korumam gerektiğini ve yaz kış güneş kremi kullanmam gerektiğini söyledi. Her ne kadar kışın kremi kullanmayı aksatmış olsamda şu sıralar düzenli olarak kullanmaya yeniden başladım.  Kendisinin tavsiyesi üzerine eczaneden Coppertone'un çocuklar için olan 50 faktörlük kremini satın aldım.




Eczaneden 64 liraya aldım hatta ilk kez bir güneş kremine bu kadar para ödedim ama değdi. Yazın denize girerken genelde nivea ya da garnierin 50 faktörlük kremlerini kullanıyorum vücut için ancak yüzüm ve boynum için coppertone kullanıyorum.


Ürün 200 ml oldukça bereketli. Paba içermediği yazıyor. Bu içerik ile ilgili pek bilgim yok açıkcası. Ancak nette kısaca baktığım kadarı ile paba içermeyen güneş kremi kullanmak gerektiğini okudum. 


Yapısı ne çok koyu ne çok akışkan. Ben makyaj öncesi bile tüm cildime sürüyorum. Üstelik güzel de nem veriyor. Asla yapış yapış bir his ve ağırlık bırakmıyor. Ciltte sivilcelenme ya da yağ bezesi oluşmasına sebep olmadı. Bu açıdan da oldukça beğendim. Ayrıca hafif ve hoş bir kokusu var. Genelde güneş kremi kokularına zaten aşığım. Temmuz doğumlu olduğumdan mı yoksa deniz kenarı bir yerde yetişmiş olmamdan mı kaynaklı bilmiyorum ama yaz mevsimini çok seviyorum ve güneş kremi kokuları da bana yaz mevsimindeki kalabalık meydanları, cıvıltıyı, neşeyi ve eğlenceyi hatırlatıyor.


Krem bitince mutlaka yenisini alacağım. Ancak sizlerin de tavsiye ettiği ürünler varsa araştırmak isterim.


Sevgiler xx

18 Nisan 2016 Pazartesi

Gurbetlik- Biraz Dertleşelim

Herkese merhaba,
Bugün biraz dertleşmek, size içimi dökmek istiyorum. Bu yazı biraz uzun olabilir çünkü kısa şekilde kendimi ifade edemiyorum. Biraz fazla detaycıyım. Dolayısıyla sonuna kadar okuyup benimle dertleşirseniz şimdiden teşekkür ederim, okumazsanız da canınız sağ olsun :)

Ben aslen Kuşadalıyım. Orada doğdum, büyüdüm. Memleketimden ve ailemden uzak kaldığım tek zaman üniversite zamanıydı. 4 yılımı iç anadolunun göbeğinde, Kırıkkale'de geçirdim. Bana göre hayatımın en güzel dönemiydi. Eşimle tanışmamızda bundan 7 sene öncesine, üniversite dönemine dayanır. Eşim Uşaklı. Henüz 6 aylık evliyiz. Evlendik ve ben Uşak'a yerleştim. Kuşadası'nda 3 senedir çalışmakta olduğum firmadan içten içe ağlayarak istifa ettim. Sevdiğim insan ile hayatımı birleştirdim Allah'a şükürler olsun. 

İlk olarak şunu söylemek istiyorum hayatta "asla" demeyin. Asla dediğim ne varsa başıma geldi çünkü. Lisedeyken "asla Fransızca okumam" dedim ve Kırıkkale'de Fransızca mütercim tercümanlık okudum. "Ben Uşak'ta yaşamam" dedim ve şimdi buradayım. 

Ben duygu yoğunluğu çabuk değişen bir insanım. Yengeç burcuyum ve neredeyse burcumun tüm özelliklerini taşıyorum. Geçmişe, anılara çok bağlıyım, aşırı sulu gözüm, hayatımdaki olumlu şeyleri görmek yerine hep olumsuzluklara odaklanıyorum. Her şeyin olumsuzunu düşünüyorum bu nedenle de sık sık depresif bir ruh haline bürünüyorum. 

Bugün kardeşim ile biraz dolaşmaya çıktık. Uşak Atapark'taki kahve dünyasına oturduk, sohbet ediyoruz. Kardeşim Uşak Üniversitesi'nden 3 sene önce mezun oldu. 2 yıllık bir bölüm okumuştu ve dikey geçişle Ege Üniversitesi'ne başladı. Beni ziyarete geldi bir kaç gün önce. Uşak'ı daha iyi bildiği ve burada yaşamanın nasıl olduğunu bildiği için kardeşimle bu konuda dertleşmek iyi geliyor. Bir yandan kahvemi içerken etrafıma baktım. " Bu şehri seviyor muyum, sevmiyor muyum bilmiyorum " dedim.  Bazen iyi ki burada yaşıyoruz diyorum, bazen ise memleketime çok büyük özlem duyuyorum ve orada yaşıyor olmayı arzuluyorum. 3 sene önce dedem vefat etmeden, Kuşadası'nda hayatımı devam ettirmeyi hiç istemezdim. Hep " başka şehirlere gitmeliyim" der dururdum. " Kuşadası küçük bir yer. Burada ne yapabilirim ki" diye düşünürdüm. Sonra İlk gerçek anlamda iş deneyimi elde edebileceğim yabancı bir firmada çalışmaya başladım. Türkler, İngilizler hep bir arada öyle samimi bir ortam vardı ki, çalışıyor olmak benim için bir yük, bir zorluk değil keyifti. Müdürlerimle yeri geldi dertleştim, yeri geldi güldük eğlendik. Tabii ki stresli zamanlarımız oldu ama hiç gücenmedik birbirimize. İş stresi dedik ve unuttuk. Sonra dedemi kaybettik bir gece yarısı koah hastalığından. Dedemin gece vefat haberini aldığımızın sabahı hiç bir şey olmamış gibi kalktım, giyindim, makyajımı yaptım ve ofise gittim. Müdürüm günaydın dedikten sonra dedemi sordu. " Gece kaybettik, öldü" dedim ve ağlamaya başladım. Müdürüm ne işin var burada gitsene evine dese de " gitmek istemiyorum, o ortamda daha kötü olacağım. Kalıp çalışmak istiyorum" dedim ve o günü daha az duygusal hasarla atlattım. Çalışmak bana psikolojik olarak daima iyi geldi. İş ortamımı ve çalışma arkadaşlarımı, müdürlerimi de daima sevdim. Dedim ya duygusalım diye, o nedenle o iş benim için sadece para kazandığım bir iş değildi. Ben oraya, o insanlara duygusal anlamda da bağlanmıştım. Bu nedenle günü gelip istifa ettiğimde çok zorlandım. Günlerce rüyalarımda ağladığımı gördüm. Sürekli ofisi görüyordum, çalıştığımı görüyordum bazen de işten ayrıldığımı. Uyandığımda göğsümde bir ağırlık olurdu hep. Şimdi o rüyalar azaldı. Daha nadir görüyorum ofis arkadaşlarımı ve ortamı rüyalarımda ama o ağırlık hissi hep oluyor kalkınca. Hala haberleşiyoruz, Kuşadası'na en son Şubat sonu gitmiştim. Ziyaret ettim. Tekrar gidince tekrar ziyaret edeceğim. Hayatımda bir yeri olmalı o insanların hep, çünkü onları çok seviyorum.
Sonra ne oldu? İstifa ettim, evlendim ve Uşak'a yerleştim. Eşime bazen kızıyorum çünkü "yabancı dil biliyorsun, kolay iş bulursun"dedi. Kendisi de buna inanmıştı ve ben de inandım ama sonuç beklediğimiz gibi olmadı. İlk bir kaç ay evi düzene sokma, yerleşme, alışma derken pek iş arama durumum olmadı. Nasılsa bulurum dedim ama iş aramaya başlayınca gördüm ki işin aslı öyle değil. Birincisi Uşak sanayi şehri ve dış ticaret yapan belli başlı firmalar var. Tekstil sektöründe deneyimim olmadığı için diplomamın ilk etapta pek bir geçerliliği yok. İkincisi, gördüğüm kadarı ile asgari ücrete çok iş yapacak, mümkünse üniversite mezunu ve dil bilen eleman arıyorlar. Evet, biliyorum bu bir çok yerde bu şekilde ama ilk tecrübemi bambaşka bir yerde edinince o şartları doğal olarak maddi manevi arıyor insan. Dolayısıyla iş bulamamış olmam, evde oturuyor olmam, henüz tam bir çevre edinememiş olmam, bütün bunlar üst üste gelince umutsuzluk, depresyon alıp başını gidiyor bende. Akşam eşimin eve gelmesini resmen iple çekiyorum. Memleketime de sık sık gidemiyorum bir takım psikolojik problemlerim yüzünden. Anlatsam gülersiniz. Bunun için psikiyatriste gittim o bile güldü ama madem ki dertleşiyoruz bunu da anlatayım. 

Dedim ya Kırıkkale'de üniversite okudum diye. 4 sene boyunca 12 saat yol gittim geldim ben ve otobüs yolculuklarından da acayip keyif alırdım. Sonra bir gün kardeşimin Uşak Üniversitesi'ne kaydı için Uşak' a doğru yola çıktık. Reglim devam ediyor, ki çok dikkat ederim normal şartlarda o şekilde yolculuk yapmamaya ama mecbur çıktık yola. O dönem otobüslerde tuvalet vardı ( keşke hala olsa ) ben yarım saat içinde iki kez tuvalet ihtiyacı hissedince kafamda şöyle bir şey belirdi " ya tuvalet olmasaydı? " Devam eden bir yolculuğu bölmek, insanları yollarından alıkoymak düşüncesi beni rahatsız ettiği ve de böyle bir kendimce tuvalet sorunu yaratınca beynimde otobüs yolculuklarından tedirgin olmaya başladım. Bunun üzerine ilerleyen zamanlarda da idrar yolu problemleri yaşayınca iyice yolculuktan korkar oldum. Araba ile gidersek sorun yok, çünkü kontrol bizde ancak kontrolümüz dışındaki herhangi bir vasıtaya bindiğimde bu saçma sapan düşünceler beynimde yer ediyor ve bunun verdiği psikolojik rahatsızlık yolculuğumu etkiliyor. Şimdiye kadar hiç otobüsü durdurmak zorunda kalmadım. Olumsuz bir şey yaşamadım ama beynim bana kötü oyunlar oynuyor ve yola çıkamıyorum, korkuyorum. Psikolojik olarak bu rahatsızlığım başladığı zaman fiziksel olarak da etki etmeye başlıyor sanki tuvalet ihtiyacınız varmış gibi. Annem panik atak hastası. Sanırım bazı rahatsızlıklar göre göre biz farkında olmadan beynimize yerleşiyor ve bir şeyler ise bu rahatsızlıkların ortaya çıkmasında bahane oluyor. Fakat sosyal hayatım etkileniyor. Kardeşimle her ne kadar geri dönmek, bir kaç gün hava değişikliği yaşamak istesem de gidemiyorum. Benzer problemler yaşayanlar varsa dinlemek isterim.

Böyle işte. Her ne kadar evliliğimden yana çok mutlu olsam da, her gün Allah'a eşimi bana nasip ettiği için şükür etsem de, ruh halimin değişmesine engel olamıyorum. Kendimi pozitif tutamıyorum. Oyalanmaya çok ihtiyacım var. Bunun için, yıllardır planlarım arasında olan, dslr bir makine aldım. Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Bunu tam bir hobi haline getirmeyi düşünüyorum. Belki faydası olur.

Aranızda gurbete gelin giden, ben gibi benzer ruh halleri yaşayanlar varsa, sizler bunun üstesinden nasıl gelmeye çalışıyorsunuz merak ediyorum. Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.



Okuduysanız tekrar teşekkürler.


Sevgiler xx

17 Nisan 2016 Pazar

Yves Rocher Serum Vegetal Gece Kremi Yorumum

Herkese merhaba,
Evet yine kadınlar günü indiriminden nasiplendiğim bir yves rocher ürününden bahsetmek istiyorum. Ben genel olarak yves rocher ürünlerini çok beğeniyorum. Bitkisel içerikli olması da yves rocher ye duyduğum sempatiyi arttırıyor. Malum yaş 27 ye yaklaştı ve 30 a ne kaldı diyerek orta yaş sendromuna şimdiden girmeye başladım. Gece ve gündüz kremi kullanan biri değildim ben. Hatta cilt nemlendirmesine ve güneş korumasına da pek özen göstermezdim ancak zaman içinde cildimde oluşmaya başlayan kılcal damar çatlamalarına bir tanıdığımın ablası ( cilt bakım uzmanı ) dikkat çekince ilk önce yüzümü, boynumu ve ellerimi güneş kremi ile koruma altına almaya başladım her dışarıya çıktığımda, yaz kış demeden sonrasında da yves rocher çalışanının tavsiyesini dinleyip göz kremi ve gece kremi alıp kullanmaya başladım. Elixir 7.9 göz kremi yorumumu okumak için Tık Tık 


Bu serinin 3 farklı ürünü var. Ben 25 yaş üstü ve 45 yaş grubunu kapsayan kırışık karşıtı ve ışıltı veren serisinin gece kremini aldım. Yves Rocher nin sitesindeki ürün açıklamasına göre;

Hücre yenilenmesini hızlandırır, ışıltınızı canlandırır.
Gece boyunca cilt dokusunu yeniden yapılandırır. Cilt yüzeyindeki kırışıkları ve derin çizgileri azaltarak, cilde ışıltısını kazandırır.


Ürünün çok hafif bir yapısı var ve de çok hafif hoş bir kokusu. Nemlendirmesi çok hoşuma gitti. Gece cildimi temizleme jelim ile temizleyip ardından serum vegetal gece kremimi dairesel hareketlerle yüzüme ve boyun bölgeme uyguluyorum. ilk başta cildinizde bir yoğunluk hissediyorsunuz, sanki yapış yapış bir his oluşmuş ve cildinizde kalacakmış gibi ancak çok kısa süre sonra krem cildinizde emildiğinde cildiniz yumuşacık oluyor. Sabah kalktığınızda ise o hissin hala cildinizde olduğunu hissediyorsunuz.


Bu serinin gündüz kremini de almayı düşünüyorum ancak bunun için indirimleri bekliyorum. 
Ancak kremlerden de ziyada sağlıklı bir cilt için bol su tüketmek çok önemli. Ben uğraşıyorum ancak maalesef yeterli su tüketemiyorum şimdilik.

Ben kısacası içerik ve nem yoğunluğu açısından Yves Rocher yi tavsiye ediyorum. Yalnız indirim zamanlarını takip edin :) daha ucuza almak varken.. değil mi? :)

Mutlu pazarlar,

Sevgiler xx

15 Nisan 2016 Cuma

Pink & More Alışverişim

 Yeniden merhaba,
Bir kaç gün önce Pink & More 'un bu harika serisinin bir fotoğrafını görüp çok beğendim. Hemen sitelerine girip ürünleri inceledim. Sonuç olarak fotoğrafta görmüş olduğunuz iki adet pasta tabağı ve kahve kupasını aldım. Kupayı özellikle çok sevdim.


Bu markadan ilk kez alışveriş yaptığım için açıkcası biraz tedirgindim çünkü malum kırılabilecek ürünler söz konusu olduğunda yaşanan kargo talihsizliklerini çoğu kez okuyoruz. Ancak ürünler sağlam ve özenli şekilde paketlenip gönderilmiş. Kendilerine teşekkür maili attığımda tabaklardan birinde bulunan küçük defodan da bahsettim. Boyası kalmış ancak çok da önemli değil. Ona rağmen bu tarz ürünleri karşı ödemeli gönderebileceğimi ve karşılığında yeni ürünü kargolayacaklarını söylediler. Destek hattı da gördüğüm kadarı ile aktif olarak çalışıyor. Yazdığım maillere aynı gün içinde cevap aldım. Kısacası ben yaptığım alışverişten oldukça memnun kaldım. 
Pink & More sayfasını ziyaret etmek için;

Sevgiler xx

Beni de okur musun?