18 Nisan 2016 Pazartesi

Gurbetlik- Biraz Dertleşelim

Herkese merhaba,
Bugün biraz dertleşmek, size içimi dökmek istiyorum. Bu yazı biraz uzun olabilir çünkü kısa şekilde kendimi ifade edemiyorum. Biraz fazla detaycıyım. Dolayısıyla sonuna kadar okuyup benimle dertleşirseniz şimdiden teşekkür ederim, okumazsanız da canınız sağ olsun :)

Ben aslen Kuşadalıyım. Orada doğdum, büyüdüm. Memleketimden ve ailemden uzak kaldığım tek zaman üniversite zamanıydı. 4 yılımı iç anadolunun göbeğinde, Kırıkkale'de geçirdim. Bana göre hayatımın en güzel dönemiydi. Eşimle tanışmamızda bundan 7 sene öncesine, üniversite dönemine dayanır. Eşim Uşaklı. Henüz 6 aylık evliyiz. Evlendik ve ben Uşak'a yerleştim. Kuşadası'nda 3 senedir çalışmakta olduğum firmadan içten içe ağlayarak istifa ettim. Sevdiğim insan ile hayatımı birleştirdim Allah'a şükürler olsun. 

İlk olarak şunu söylemek istiyorum hayatta "asla" demeyin. Asla dediğim ne varsa başıma geldi çünkü. Lisedeyken "asla Fransızca okumam" dedim ve Kırıkkale'de Fransızca mütercim tercümanlık okudum. "Ben Uşak'ta yaşamam" dedim ve şimdi buradayım. 

Ben duygu yoğunluğu çabuk değişen bir insanım. Yengeç burcuyum ve neredeyse burcumun tüm özelliklerini taşıyorum. Geçmişe, anılara çok bağlıyım, aşırı sulu gözüm, hayatımdaki olumlu şeyleri görmek yerine hep olumsuzluklara odaklanıyorum. Her şeyin olumsuzunu düşünüyorum bu nedenle de sık sık depresif bir ruh haline bürünüyorum. 

Bugün kardeşim ile biraz dolaşmaya çıktık. Uşak Atapark'taki kahve dünyasına oturduk, sohbet ediyoruz. Kardeşim Uşak Üniversitesi'nden 3 sene önce mezun oldu. 2 yıllık bir bölüm okumuştu ve dikey geçişle Ege Üniversitesi'ne başladı. Beni ziyarete geldi bir kaç gün önce. Uşak'ı daha iyi bildiği ve burada yaşamanın nasıl olduğunu bildiği için kardeşimle bu konuda dertleşmek iyi geliyor. Bir yandan kahvemi içerken etrafıma baktım. " Bu şehri seviyor muyum, sevmiyor muyum bilmiyorum " dedim.  Bazen iyi ki burada yaşıyoruz diyorum, bazen ise memleketime çok büyük özlem duyuyorum ve orada yaşıyor olmayı arzuluyorum. 3 sene önce dedem vefat etmeden, Kuşadası'nda hayatımı devam ettirmeyi hiç istemezdim. Hep " başka şehirlere gitmeliyim" der dururdum. " Kuşadası küçük bir yer. Burada ne yapabilirim ki" diye düşünürdüm. Sonra İlk gerçek anlamda iş deneyimi elde edebileceğim yabancı bir firmada çalışmaya başladım. Türkler, İngilizler hep bir arada öyle samimi bir ortam vardı ki, çalışıyor olmak benim için bir yük, bir zorluk değil keyifti. Müdürlerimle yeri geldi dertleştim, yeri geldi güldük eğlendik. Tabii ki stresli zamanlarımız oldu ama hiç gücenmedik birbirimize. İş stresi dedik ve unuttuk. Sonra dedemi kaybettik bir gece yarısı koah hastalığından. Dedemin gece vefat haberini aldığımızın sabahı hiç bir şey olmamış gibi kalktım, giyindim, makyajımı yaptım ve ofise gittim. Müdürüm günaydın dedikten sonra dedemi sordu. " Gece kaybettik, öldü" dedim ve ağlamaya başladım. Müdürüm ne işin var burada gitsene evine dese de " gitmek istemiyorum, o ortamda daha kötü olacağım. Kalıp çalışmak istiyorum" dedim ve o günü daha az duygusal hasarla atlattım. Çalışmak bana psikolojik olarak daima iyi geldi. İş ortamımı ve çalışma arkadaşlarımı, müdürlerimi de daima sevdim. Dedim ya duygusalım diye, o nedenle o iş benim için sadece para kazandığım bir iş değildi. Ben oraya, o insanlara duygusal anlamda da bağlanmıştım. Bu nedenle günü gelip istifa ettiğimde çok zorlandım. Günlerce rüyalarımda ağladığımı gördüm. Sürekli ofisi görüyordum, çalıştığımı görüyordum bazen de işten ayrıldığımı. Uyandığımda göğsümde bir ağırlık olurdu hep. Şimdi o rüyalar azaldı. Daha nadir görüyorum ofis arkadaşlarımı ve ortamı rüyalarımda ama o ağırlık hissi hep oluyor kalkınca. Hala haberleşiyoruz, Kuşadası'na en son Şubat sonu gitmiştim. Ziyaret ettim. Tekrar gidince tekrar ziyaret edeceğim. Hayatımda bir yeri olmalı o insanların hep, çünkü onları çok seviyorum.
Sonra ne oldu? İstifa ettim, evlendim ve Uşak'a yerleştim. Eşime bazen kızıyorum çünkü "yabancı dil biliyorsun, kolay iş bulursun"dedi. Kendisi de buna inanmıştı ve ben de inandım ama sonuç beklediğimiz gibi olmadı. İlk bir kaç ay evi düzene sokma, yerleşme, alışma derken pek iş arama durumum olmadı. Nasılsa bulurum dedim ama iş aramaya başlayınca gördüm ki işin aslı öyle değil. Birincisi Uşak sanayi şehri ve dış ticaret yapan belli başlı firmalar var. Tekstil sektöründe deneyimim olmadığı için diplomamın ilk etapta pek bir geçerliliği yok. İkincisi, gördüğüm kadarı ile asgari ücrete çok iş yapacak, mümkünse üniversite mezunu ve dil bilen eleman arıyorlar. Evet, biliyorum bu bir çok yerde bu şekilde ama ilk tecrübemi bambaşka bir yerde edinince o şartları doğal olarak maddi manevi arıyor insan. Dolayısıyla iş bulamamış olmam, evde oturuyor olmam, henüz tam bir çevre edinememiş olmam, bütün bunlar üst üste gelince umutsuzluk, depresyon alıp başını gidiyor bende. Akşam eşimin eve gelmesini resmen iple çekiyorum. Memleketime de sık sık gidemiyorum bir takım psikolojik problemlerim yüzünden. Anlatsam gülersiniz. Bunun için psikiyatriste gittim o bile güldü ama madem ki dertleşiyoruz bunu da anlatayım. 

Dedim ya Kırıkkale'de üniversite okudum diye. 4 sene boyunca 12 saat yol gittim geldim ben ve otobüs yolculuklarından da acayip keyif alırdım. Sonra bir gün kardeşimin Uşak Üniversitesi'ne kaydı için Uşak' a doğru yola çıktık. Reglim devam ediyor, ki çok dikkat ederim normal şartlarda o şekilde yolculuk yapmamaya ama mecbur çıktık yola. O dönem otobüslerde tuvalet vardı ( keşke hala olsa ) ben yarım saat içinde iki kez tuvalet ihtiyacı hissedince kafamda şöyle bir şey belirdi " ya tuvalet olmasaydı? " Devam eden bir yolculuğu bölmek, insanları yollarından alıkoymak düşüncesi beni rahatsız ettiği ve de böyle bir kendimce tuvalet sorunu yaratınca beynimde otobüs yolculuklarından tedirgin olmaya başladım. Bunun üzerine ilerleyen zamanlarda da idrar yolu problemleri yaşayınca iyice yolculuktan korkar oldum. Araba ile gidersek sorun yok, çünkü kontrol bizde ancak kontrolümüz dışındaki herhangi bir vasıtaya bindiğimde bu saçma sapan düşünceler beynimde yer ediyor ve bunun verdiği psikolojik rahatsızlık yolculuğumu etkiliyor. Şimdiye kadar hiç otobüsü durdurmak zorunda kalmadım. Olumsuz bir şey yaşamadım ama beynim bana kötü oyunlar oynuyor ve yola çıkamıyorum, korkuyorum. Psikolojik olarak bu rahatsızlığım başladığı zaman fiziksel olarak da etki etmeye başlıyor sanki tuvalet ihtiyacınız varmış gibi. Annem panik atak hastası. Sanırım bazı rahatsızlıklar göre göre biz farkında olmadan beynimize yerleşiyor ve bir şeyler ise bu rahatsızlıkların ortaya çıkmasında bahane oluyor. Fakat sosyal hayatım etkileniyor. Kardeşimle her ne kadar geri dönmek, bir kaç gün hava değişikliği yaşamak istesem de gidemiyorum. Benzer problemler yaşayanlar varsa dinlemek isterim.

Böyle işte. Her ne kadar evliliğimden yana çok mutlu olsam da, her gün Allah'a eşimi bana nasip ettiği için şükür etsem de, ruh halimin değişmesine engel olamıyorum. Kendimi pozitif tutamıyorum. Oyalanmaya çok ihtiyacım var. Bunun için, yıllardır planlarım arasında olan, dslr bir makine aldım. Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Bunu tam bir hobi haline getirmeyi düşünüyorum. Belki faydası olur.

Aranızda gurbete gelin giden, ben gibi benzer ruh halleri yaşayanlar varsa, sizler bunun üstesinden nasıl gelmeye çalışıyorsunuz merak ediyorum. Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.



Okuduysanız tekrar teşekkürler.


Sevgiler xx

2 yorum :

  1. Canım merhaba,
    Yeni evli sayılan biri olarak hemen hemen aynı şeyleri yaşamışız. Seni o kadar iyi anlıyorum ki. Çok uzak değil ama Adana'dan Mersin'e eşimin atamasından dolayı gelin gitmiş oldum. Tam işimde terfi dönemimdeydim ataması komşu şehre çıktı. Benim için hayal kırıklığı olsa da yakın şehir diyip şükrettim. İşten ayrılıp ev almamız, kredi ödemelerimiz, ev eksikleri stresleri yüzünden küçük çaplı depresyon geçirdim. Çocukluğu Mersin ve Adana'da geçen biri olarak neredeyse 10 yıl Mersin'den uzak kalmam Mersin'deki aşırı kültür farklılığının oluşması vs. dışarıya çıkma isteğimi kaybettirdi. Hala şehre aşırı soğuk durumdayım nefret ediyorum. İş aradım ancak burda herkes kankasının çocuğunu işe aldığı için iş görüşmelerine çağırılmadım bile. En sonunda senin de başına geldiği gibi büyük konuşmuşum. Yapmam dediğim işe başladım. Kurumsal bir firmada çalışmak gerekiyor çünkü Mersin'de küçük şirketlerin asgari ücretten daha yüksek maaşla çalıştırma-manın yanında bir de maaş vermediklerini öğrendim. Hal böyle olunca uzun süre çalışmadım. Şimdi kurumsalda çalışıyorum ama Adana'da aldığım maaştan daha aşağı bir maaş uzun çalışma saatleri bir de sürekli evde oturmadan aldığım 13 kilo ve bir çok biyolojik ve psikolojik problem. Neyseki iş yerinde huzurlu bir ortamdayım en azından şimdilik. Allah daha büyük sıkıntılar vermesin.. Herkesin sağlığı sıhhati yerinde olsun gerekirse görmeyim napim :(Yakın şehirlerde olsa ailemi göremiyorum da. Özlem zaten daha büyük yük.. Allah eşlerimizi başımızdan eksik etmesin en azından sevdiğimiz adam yanıbaşımızda :)
    Benim kardeşim de yengeç burcu bu nedenle senin psikolojik sıkıntılarını çok iyi anlıyorum. İnşallah hakkında hayırlısı olur, iyi bir işe girersin kafa dağılıyor en azından..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin, çok haklısın. Sonuçta hepimiz sevdik ve bir takım şeylerin farkında olarak evlendik. Bundan hiç pişmanlık duymadım çok şükür ancak belirli bir hayat düzenine alışınca insan bocalıyor işte. Ben de artık en azından iş olsun da çalışayım moduna girmeye başladım. Allah tan allah kısmet ederse senelik izinleri dolayısıyla dayımlar ve yeğenlerim 1 aylığına Finlandiya'dan Kuşadası'na gelecekler. Ben de o vesile ile memleketimde uzun bir süre kalmayı planlıyorum sonrasında yine iş aramaya tam gaz devam edeceğim. Kilo olayına takıldım kendimce maaşallah diyorum çünkü kilo alanlara öyle çok özeniyorum ki. Allah kahretmesin öyle iştahsız bir bünyem var. Zaten çok zayıfım temelli zayıflayacağım diye korkar oldum. İki iştahsız bir evin içinde of of :) walla çok teşekkür ederim yorumun için. İki satır yazdım iyi geldi :) Bazen hiç tanımadıklarınla bir şeyler paylaşıyor olmak daha iyi geliyor insana :) Her şey gönlümüzce olur inşallah.

      Sil

Yorumlarınız için teşekkürler :)

Beni de okur musun?